İstismarın Hedefi: Çocuklar ve Gençler

Reklâm sloganları, ahlâk ve değer tanımaksızın nefsin arzularına sesleniyor; bedavacılığa ve hazırcılığa özendiriyor: “Kimseyle paylaşamayacağınız lezzet” “Susuzluğunu dinle” “Eğlenceye katıl” “Gerçek konfor” “Hayatın tadı” “Alsak alsak bedavaya ne alsak?” “Ovalamadan temizleyin!”

 
İnsana dost olmayan bir dünya
 
Gençler son yıllarda gerçekten insana yabancılaşmış bir dünyada yaşıyor. Kalabalıkların hasbel kader toplaştığı kentlerde güvensizlik hissi kapı eşiğinde başlıyor. İnsanlar apart/manlarda beden olarak yakın, kalben birbirine uzak (apart) yaşıyor. Sokaklar oyun oynamaya değil, ya seyir ya park halindeki araçlara hizmet ediyor. Büyükler gibi küçüklerin hayatları da giderek daha fazla kapalı mekânlarda geçiyor. Çocuklar evde okulda sürekli büyükler tarafından kontrol altında tutuluyor. Sürprize yer yok.
 
Domatesi fidesinden koparma deneyimi yaşamış çocuk artık şaşılası olaylardan sayılıyor. Yeni kuşaklar güneşin doğuşunu batışını, bir dere kenarında söğüt ağacının boy atışını, bir koyunun yavrulayışını.. göremiyor. Sanatkârın yaratışına ilk elden şahit olamıyor. Yemeğin içindeki eti kasaptan, meyveyi süpermarketin manav reyonundan biliyor. Toprak ile göğün yalın ve haşmetli buluşmasına tanık olamıyor. Haşyet ve hayret duygularını tadamadığı için iç âleminde ilâhî düşünceye sağlam bir duygusal zemin oluşturamıyor.
 
Göz ve kulak, kalb havuzuna su akıtan birer çeşmedir. Medya ve kentten fışkıran görüntü ve gürültü kirlilikleri o çeşmelerden kalbe atık su bırakıyor. Kalpler bu kirli suları arıtamıyor. Çeşit çeşit hastalıklara müsait birer bataklığa dönüşüyor. İncelik, duyarlılık, yardımlaşma, nezaket, zerafet.. örneklerine yeterince şahit olunamayınca kalp katılaşıyor. Karamsarlık ve ümitsizlik ruhta egemenlik kuruyor.
 
İstismarın hedefi: çocuklar ve gençler